2.17.2013

     Bir şarkı yaşananları ancak bu kadar güzel anlatabilir. Ancak bu şarkı böylesine derin duygular hissettirebilir. Ancak böyle bir adam duygularını böyle güzel aktarabilir. Kaan Tangöze ve Bal...

     Kaan Tangöze öyle bir adam ki, sesi, duruşu, uyuşturucu etkisindeyken şarkıları söyleyememesi, aksanı, hissettirdikleri herkesten farklı. Sabahtan akşama kadar bıkmadan usanmadan dinleyebildiğim neredeyse tek insan o. 

    Bal öyle bir şarkı ki, hep aynı noktaya vuruyor darbesini. Geçmişten kalan bir acının hep aynı yerine dokunuyor. Hep aynı hisleri uyandırıp duruyor. Ne bıktırıyor, ne alıştırıyor. Bir daha ve bir daha dinliyorum çünkü bağlıyor. 

Aşkım sen benim canımsın 
Kanıma karışmış kanın 
Söyle kimlerden kaçarsın 
Boşuna durmadan ağlarsın 

Yavrum sen benim balımsın 
Tadına alışmış canım
Aaah güzel kuşum gir kanıma 
Ben zaten sarhoşum 

Nerdesin...sevgilim... 

Söyle nerdesin bal 
Artık benlesin bal 
Söyle nerdesin bal 
Artık benlesin bal 

Artık sen benim canımsın 
Canlı kalan tek yanımsın



NOT: Sözleri okumakla olmaz, dinlemek ve hissetmek gerek. Sevgilin ölmüş gibi, sevdiğin ölmüş gibi hissetmek. Ancak o zaman gerçekten hissetmiş olursun çünkü. Ancak o zaman anlarsın.

12.18.2012

Yoruldum...


Yoruldum artık, açıklamalar yapmaktan, anlaşılmamaktan, yanlış anlaşılmaktan, dinlenmemekten, ağlatılmaktan... Yoruldum, çok yoruldum. Sürekli sorunlar yaşamak o kadar sıkıcı ve o kadar bıktırıcı ki. Her şeyin üst üste gelmesi ve unuttum/kapattım denilen şeylerin yeniden gündeme gelmesi,yüzüme vurulması sinirimi bozuyor. Artık sorunlara çözüm getiremez haldeyim. Bir yandan ailem, bir yandan dostlarım... Öyle çok sıkıyorlar ve öyle çok sorguluyorlar ki... Bazen kendimden, bazen onlardan nefret etmeye başlıyorum. Bazen çileden çıkıyorum. 

Herkesin aklında benim yanlış şeyler yaptığım düşüncesi. Nedir bu güvensizlik, nedir bu ya? Bazı hatalar yapmış olabilirim, ya da bazılarını üzmüş olabilirim. Ama geçmişte kalmış şeyler bunlar. Unutuldu denilen şeyler. En ufak şeyde şüphelenmeyin artık ya şüphelenmeyin. En çok önemsediğim, en çok ihtiyaç duyduğum şey güven. Artık birileri tam anlamıyla güvensin bana, birileri tam anlamıyla kabullensin beni. Sıkıldım, öyle çok bunaldım ki, lanet olası yumru yine oluştu boğazımda. Yine sözcükler dizildi... 

Çok zorlanıyorum, nefes almak bile zor geliyor. Hatta bazen, gülmek -ki en sevdiğim şeydir- bile öyle zor geliyor ki. Düşünmek istemiyorum, düşündükçe bir şeylerin üstesinden gelemediğimi fark ediyorum. Kendimi anlatmaya çalışmayı bile bırakıyorum bazen. Çünkü biliyorum, anlamayacaklar. Yine küçücük şeyler büyüyecek, yine her şey sarpa saracak. 

O yüzden susuyorum, bir kez daha ve bir kez daha...

12.14.2012

Belki...


Bazen kendi içinde bile bir sessizlik oluşur ya. Hani bazen, ne düşündüğünü bilmeden, ne yapman gerektiğini bilmeden, cümle kuramadan kalırsın, öyle boş ve anlamsız. Ve senden yanıt bekleyenlere söyleyecek sözün yoktur. O yüzdendir belki de, gitmeyi tercih edişin. 

Hani bazen duygusuz hissedersin. Mutlu musun, hüzünlü mü bilmezsin... Hani, hani boğazında belli belirsiz bir ağrı hissedersin. Sanki çıkmak isteyen binlerce ses vardır ama takılıp kalmışlardır büyükçe bir engele. Bazen de hissetmezsin bir süreliğine var olduğunu. Amaçsız ve düşüncesiz, sessiz kalırsın bir süre. Geçtiğinde ise geriye ne olduğu çözülemeyen anlamsızlıklar kalır. O yüzdendir belki de dalıp gitmelerin.

Hani her şey güzeldir hayatında, çevrendekilere göre. Kimse senin tarafından bakıp yorumlamaz hayatını. Seni hep mutlu görürler, belki de öyle göstermeyi tercih ettiğin için. Hani sen hep sorunsuzsundur. Her şey hep yolundadır hani. Sırf başkalarına güçlü görünmek için çabalarsın ya. O yüzdendir belki de bu ussuz tavırların.

Hani şu umursamazlıkların vardır ya, kimseyi düşünmez, kimseyle beynini yormaz halin. Hani, başkalarına da tavsiye edersin umursamamayı. Sözde rahatlatır ya insanı. Öyle dersin etrafındakilere, rahatsındır, öyle görünmen gerekir. Çünkü insanlar alışmıştır senin bu tavrına. İşte o yüzdendir belki bitmeyen yorgunluğun.

Hani bazen bağırmak istersin bir şeyleri de, atarsın geri içine. Söyleyemez, çekinirsin. Bir derdin olsa bile diyemezsin. Biriktirir ve biriktirirsin. İçindekilerin seni yiyip bitireceği günü beklersin sessizce. O ussuz tavırların yoktur bu konuda. Hiç olmadığın kadar sessizsindir. Çözülemez, bir türlü anlatamazsın. O yüzdendir belki küskünlüğün.



Ve belki sırf başkaları içindir, bu neşen, bu haykıramadığın düşünceler. Belki de sen göründüğün gibi, konuştuğun gibi değilsindir. Sandıkları gibi kendini beğenmiş değilsindir. Belki sırf eğlenmek ve eğlendirmek içindir yaşayışın. 


Bir palyaço misali, mutsuz ama mutlu eden.


12.10.2012

Başkalarına değil de kendimize bakalım.


Sokakta el ele tutuşmuş iki sevgiliye ters ters bakmayı kesmediğimiz sürece bizden bir b*k olmaz. Herkesin ortak yanı değil mi sevmek? Herkes bir şeyleri sevmez mi? İki insan da birbirini sevmiş, gözlerini üzerinden çek de rahat etsinler.







Tartışan iki insanın tartışma konusunu öğrenmek için iyice yaklaşıp dikkatle onları dinlemeyi bırakmadığımız sürece bizden bir b*k olmaz. Her insan sorun yaşıyor ve her insanın yaşadığı sorun kendini ilgilendiriyor.Başkalarının tartışmalarını dinleyip de ne yapacaksın bre densiz? Bırak insanlar problemlerini de kendi içlerinde yaşayabilsin.

Yanımızda mesajlaşan yahut yazı yazan insanların yazdıklarını okumaya çalıştığımız sürece bizden bir b*k olmaz. Özele bu kadar burun sokmak nedir? İnsanlardaki bu merak nedir? İki kişinin konuştuğundan ya da bir insanın duygularını kağıda dökmesinden sana ne! 

Hepsini geçtim de;





Sokakta bebeğini emzirmeye çalışan bir annenin göğüslerine bakmak için uğraştığımız sürece bizden gerçekten bir BOK olmaz. O anne de çok meraklı değil sokak ortasında göğsünü açmaya, o anne de Türkiye gibi bir yerde bunu yaparken çok rahatsız. Ama o bir anne ve kendinden önce bebeğini düşünüyor, bebeğini doyurmaya çalışıyor. Ama bazı öküzler, göğüs görme çabasındalar. Bir anneye böyle saygısızlık olmaz! Bırak, bari anneler rahatça evlatlarını doyurabilsin.


KENDİMİZE BAKALIM, İŞİMİZE BAKALIM, ÖNÜMÜZE BAKALIM.




11.22.2012



Yanımızdakiler İyiyse, Hayat Güzeldir...

Yaşanmışlık diyorum ben her zaman, yaşanmışlık... 
Hayatımız, yanımızdaki insanlarla şekillenir, onların yardımıyla güzelleşir. Kimi zaman yanımızdakilerin yaptıklarıyla mahvolur bir şeyler, kimi zaman yine yanımızdakilerin yaptıklarıyla düzene girer. O yüzdendir dostluğun bu denli gerekli ve önemli oluşu.Var mıdır, dostsuz, aşksız yaşayabilecek biri? 






Dostluk öyle hafife alınabilecek bir şey değildir ayrıca. Güvenmektir,sevmektir,rahat olabilmektir. Böyle birilerini de günümüzde bulmak bir hayli zordur. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki... Yine de çevremizde dost olunabilecek insanlar mutlaka vardır. Önemli olan doğru insanlarla yan yana olmaktır. En azından hayatımızın yaşanılası hale gelmesi için böyle olmalıdır. Neyse çok uzattım.






Öyle insanlar olmalı ki hayatımızda;
  • Sırtımızı dönebileceğimiz,
  • Derdimizi paylaşabileceğimiz,
  • Kendimizi yanında rahat hissedebileceğimiz,
  • Beraber katıla katıla gülebilirken, hüngür hüngür ağlayabileceğimiz,
  • Sarılabileceğimiz,
  • Ve en önemlisi sevebileceğimiz insanlar...






Yanınızdakiler iyi olunca, sevmek, sarılmak, güvenmek o kadar güzel ki, hayat o kadar güzel ki...








Saçmalıklar, saçmalıklar...



Hani şu  'Geçmişe bir kalem çektim, hayata yeniden başlıyorum.' saçmalığı var ya, işte onunla ilgili yazacağım bu yazıyı.


Geçmiş denilen şey, iyisiyle kötüsüyle sana ait değil mi? Ne yani, bir şeyler ters gitti diye, hayatına kötü birileri girdi diye, ya da ne bileyim bir dönem mutsuz oldun diye, bütün geçmişi silip atmak mı isteyeceksin? Gerçekten saçma!

Her insan hayatının bazı dönemlerinde çok kötü şeyler yaşar, unutamaz, acı çeker. Fakat insan acılarıyla var olur. Yaşanılan acılar kişiliğe destek olur. Her yaşanmışlığın insana güç katması gibi tıpkı, acılar ve gözyaşları da insana güç katar.

Bir de ailelerin 'Ben hata yaptım, sen yapma diye öğüt veriyorum.' tarzı konuşmaları vardır ki bunlar da bana her zaman çok saçma gelmiştir.


Büyükler hataları yaparlar, doğruyu öğrenirler ve tekrarlamazlar. Ama bizlere gelince, biz hata yapamayız, bizim mükemmel olmamız gerekiyor. Oysa hata yaparak öğreniriz doğruları, bizden öncesi de onlardan öncesi de böyle öğrenmiştir hata yapmamayı.

Neyse işte bazı şeyler çok saçma.

11.06.2012


İstanbul...

Hayat, yaşayabildiğimiz kadar 'hayat'tır. Değerlendirebildiğimiz kadar güzel ve sevebildiğimiz kadar yaşanılası... Ve İstanbul'da hayat başkadır.

Tamam, kabul ediyorum. İstanbul, çok kalabalık, büyük bir trafik problemi var, kaliteli yaşamak zor, her yanda yüksek binalar var. Ama İSTANBUL;





Kadıköy'üyle, Taksim'iyle, Beşiktaş'ıyla, Bebek'iyle; zenginiyle, fakiriyle, doktoruyla, çöpçüsüyle; gökdeleniyle, gecekondusuyla; Boğaz'da balığıyla, Sultanahmet'te köftesiyle, Ortaköy'de kumpiriyle... İstanbul çok başka be arkadaş!



İstanbul, hayallerim 
İstanbul, emellerim 
İstanbul, sevdiklerim 
İstanbul, İstanbul 

İstanbul, emek 
İstanbul, ekmek 
İstanbul, sevmek 
İstanbul, İstanbul 

İstanbul, saadet 
İstanbul, azamet 
İstanbul, cennet 
İstanbul, İstanbul 

Göz görür, 
Akıl yorar, 
Kalp sever. 
Ne göz görür, 
Ne akıl yorar, 
Ne de kalp sever, 
Sen yoksan İstanbul.